Menü
Üye Girişi
E-mail:
Şifre:
 
Camiilerimiz

KERBELA OLAYI «Geri

KERBELA OLAYI
            Hz. Hüseyin Kûfe’deki bu gelişmelerden ve amcasının oğlu Müslim b. Akil’in öldürülmesinden habersiz bir halde daha önce aldığı mektup gereğince Kûfe’ye gitmeye karar verir. Abdullah b. Abbas ona, Kûfe’lilerin babası ve ağabeyine yaptıklarını hatırlatarak sözünde durmayan bu insanların davetine uymamasını söyler. Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr gibi şahıslar da kendisine gitmemesini söylerler, ancak O kararından dönmez. Hz. Hüseyin 8 Zilhicce 60 (m.9 Eylül 680) tarihinde umresini yaptıktan sonra ailesi ve bazı taraftarları ile birlikte Kûfe’ye hareket etti. Birkaç gün sonra, bütün ailesini yanına aldığı için başına bir şey gelirse bunun soyunun tükenmesi demek olacağı endişesine kapılan amcasının oğlu Abdullah b. Cafer bir mektup yazarak durmasını istedi. Ancak Hz. Hüseyin, rüyasında Rasulüllah’ı gördüğünü ve ister lehine ister aleyhine sonuçlansın başladığı işi tamamlamakla emrolunduğunu söyleyerek geri dönmeyi reddetti.
            Yolda şair Ferezdak ile karşılaşıp Kûfe’deki durumu sorunca; “Halkın kalbi seninle, kılıçları Beni Ümeyye iledir. İlahi takdir ise gökten iner ve Allah dilediğini yapar” cevabını alan Hz. Hüseyin, “doğru söyledin, Allah’ın dediği olur. Takdir hoşumuza gidecek şekilde olursa nimetlerinden dolayı Allah’a şükrederiz. Eğer takdir umulandan başka türlü çıkarsa niyeti hak ve takvası da teneşir tahtası olan kimse elbette taşkınlık göstermez” diyerek yoluna devam etti. Ancak daha sonra karşılaştığı iki yolcudan Kûfe’lilerin biatlerinden caydığını ve Müslim’in öldürüldüğünü öğrenince, geri dönmek istedi; fakat bu defa da Müslim’in oğulları ve kardeşlerinin ısrarı üzerine yola devam etmeye mecbur kaldı. Taraftarlarına isteyenlerin ayrılabileceğini söyledi, onlar da ayrıldılar; yanında sadece aile fertleriyle birlikte yaklaşık yetmiş kişi kaldı.
            Kafilenin Kerbela’ya geldiğini haber alan İbn-i Ziyad, ordu komutanı Ömer b. Sa’d b. Ebû Vakkas’a; Hz. Hüseyin’in susuz ve savunmasız bir yerde konaklamaya mecbur edilmesini, üzerine yürümesini, biat etmediği takdirde öldürülmesini emretti. Ömer b.Sa’d birkaç defa Hz. Hüseyin ile görüştü. Bu görüşmelerde Hz. Hüseyin: “Kûfe’lilerin yazdığı mektupları göstererek kendisini davet ettiklerini, Müslim’in öldürülmesinden sonra biatlerinden döndüklerini öğrenince gitmek istediğini ancak uzun zamandan beri kafileyi takip eden Hur b. Yezid’in buna izin vermediğini anlattı ve Hz. Hüseyin şu üç teklifi önerdi. “İzin verin dönüp gideyim. Bizzat Yezid’e biat edeyim ya da İslam serhadlerinden birinde cihatla meşgul olayım.” Ömer b. Sa’d Hz. Hüseyin’le çarpışmak istemediği için bu teklife sevinir ve durumu valiye bildirir. Ubeydullah b. Ziyad ise Şemir ile bir mektup göndererek; Hz. Hüseyin’in doğrudan kendisine teslim olmasını, bunu başaramazsa onunla savaşmasını, aksi takdirde kumandayı Şemir’e bırakmasını emretti. Ömer b. Sa’d kumandayı, dolayısıyla kazandığı dünyalıkları kaybetmemek için bu görevi yerine getireceğini söyledi.
            Ertesi gün (10 Muharrem 680) Hz. Hüseyin gerekli hazırlıkları eder, etkili bir konuşma yapar, kanını akıtmanın büyük vebal doğuracağını hatırlatır. Bunun üzerine Hur b. Yezid yaptıklarına pişman olarak onun safına geçer.
            Hz. Hüseyin, ailesi ve yanında yer alan yetmişe yakın kişi vahşi bir şekilde şehit edilirler. Hz. Hüseyin’in mübarek başı kesilerek valiye gönderilir. Şehitlerin cesetleri ertesi gün Beni Esed mensuplarının ikamet ettiği Gâdiriye köylülerince toprağa verildi. Hz. Hüseyin’in kesik başı, kızı Fatıma, katliamdan sağ kalan oğlu Ali Zeynelabidin, kız kardeşi ve esirler Dımaşk’a Yezid’e götürüldüler. Birkaç gün sonra bir muhafız birliği refakatinde Medine’ye gönderilmişlerdir. Hz. Hüseyin’in başının nereye gömüldüğü konusu ihtilaflıdır. Medine’de Baki Mezarlığı’na, Necef’te babasının yanına, Kerbela’da cesedinin konulduğu kabre, Dımaşk’ta bilinmeyen bir yere gömüldüğüne dair rivayetler vardır. Bunlardan Medine’de Baki Mezarlığı’nda olduğu görüşü daha kuvvetli bir ihtimaldir.(TDV. İslam Ansiklopedisi, Hüseyin, 18/518-520)
            Şia için bu tarih ve Kerbela olayı önem kazanmış, 10 Muharrem Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem günü olmuştur.
            Bu olayda şehit edilen can parelerimiz, sevgili Peygamberimizin torunları, Sünnî olsun Şii ve Alevî olsun bütün müslümanların göz bebekleri, her birimizin ailelerinin manevi mensupları, sevgililerimizdir. Bu faciayı Sünnilere mal etmek, Sünnileri Yezid tarafı olarak itham ve takdim etmek, böylece bu iki camianın arasına fitne, fesat ve nifak sokmak doğru değildir. Tarihin bir döneminde gözlerini makam ve mevki hırsı bürümüş kişilerin günahına ortak olmayı hiçbir vicdan sahibi Müslüman kabul etmez. Allah ve Rasulüne inanan, ehl-i beyti seven, onların Ali, Hasan, Hüseyin, Fatma,…vb. isimlerini çocuklarına ad olarak vererek onları yaşatan, birbirinden güzel hatlarla yazılı isimlerini levha olarak camilerine asan, beş vakit namazda salat ve selamla onları anan, buna karşın Muaviye, Yezid ve taifesinin ismini ise asla anmayan bir kesimin Yezidiler diye itham edilmesi doğru değildir.
            Canavarları bile merhamete getirecek elim olayları aynen, hatta biraz daha abartılı olarak her yıl temsili yenilemenin kime ne faydası vardır? Doğru bilgiye dayanmayan, itham edici ve maksadını aşan ifadelerle kardeşliğimizi bozacak tavırlar sergilemek Hüseynî bir duruş olmasa gerek. Bunları yapmak yerine olaylar uygun bir üslupla hatırlatılsa, olayların arka planları açıklansa, kötü maksatlar ortaya konsa ve geçmişten ders alarak her türlü zulme, haksızlığa, ayrıma ve ayrıştırmaya birlikte tek vücut olarak karşı konulsa daha iyi olmaz mı? Bu olaylara karışan tarafların tamamı ahirete irtihal etmiştir. Mağdur ve mazlum olan ehl-i beyt şeyitlik mertebesine ermiş, Rabbinin nice nimetlerine kavuşmanın hazzını yaşamaktadır. Dünyevi hırsları için peygamber torununun kanını dökmekten çekinmeyenler ise kabirlerinde yaptıkları vahşetin acısını duymakta, adil olan Allah’ın huzurunda nasıl hesap vereceklerinin endişe ve korkusuyla azapları bir kat daha artmaktadır. Bizler bizzat tanığı olmadığımız, şartlarını yeterince bilemediğimiz bu olayı ele alırken maksadı ve haddi aşan sözler sarf etmeyelim.
            Bu vesileyle tüm ehl-i beyt sevenlerinin matemini paylaşıyor, başta seyyidü şüheda Hz. Hüseyin efendimiz olmak üzere din, vatan ve bayrak için canını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Yüce Allah’tan İslam alemine, milletimize bir daha böyle acılar tattırmamasını niyaz ediyorum.
                                            
                                                                                                                                                                          Celil KARACA
                                                                                                                                                                  Muratpaşa İlçe Müftüsü
02.12.2011 tarihinde eklendi. 64 defa okundu.